Ana Sayfa > Site Yazarları

Anibal GÜLEROĞLU - halkses@hotmail.com
ABD sömürüsüyle bilenen "DEMİR YUMRUK"
15 Ekim 2016

İnsanları başarıya götüren nedir? Elbette ki ilk etapta akla gelen cevap, ‘Çok çalışmak’ olacak. Ancak çoğu durumda başarının asıl anahtarı ‘doğuştan gelen meziyet’! Buna bir de hırsın yarattığı motivasyon ve stratejiyle belirlenen mücadele temposu eklenirse… İlaveten başarıya giden yol için doğru kişilerin desteği alınırsa ‘Çok çalışmak’ cevabının hayli ötelendiği gerçeği çıkıyor karşımıza. Nasıl ki, efsanevi Panamalı boksör Roberto Durán’in başarı sürecini anlatan ‘Hands of Stone/Demir Yumruk’ da bu türden bir gerçek yaşam öyküsü sunmakta bize.

‘Ring hissi bir sanattır. Ya doğduğunuzda onla kutsanmışsınızdır ya da lanetlenmiş’ şeklindeki saptama ve 1971 yılı Madison Square Garden’daki boks maçının coşkulu anıyla başlangıcını yapan ‘Demir Yumruk’ filmi için ilk sözüm, bu yapımı biyografik özellikler taşıyan ve sonu belli olan sıradan bir ‘boksör başarı hikâyesi’ olarak değerlendirmemek gerektiği yönünde. Zira filmin içeriği yalnızca boksörün maçlarına ve aile yaşamına yönelik değil. Vahşi ve disiplinsiz bir boksör olarak tanımlanan Roberto Durán ve ona şampiyonluk yolunu açması istenen ünlü antrenör Ray Arcel’in işbirliğinin oluşum sürecinden başlayıp ara ara geri dönüşlere de yer vererek yol alan senaryo final sahnesine dek, boksun dışında sunulan yaşamsal ve siyasal gerçeklerle bezeli. Nedir bunlar derseniz…

ABD sömürüsüyle bilenen ve boksörün hayatının 1964-1983 yılları arasındaki kesiti işleyen ‘Demir Yumruk’ filmini benzerlerinden ayıran bu detaylar yapımın içeriğinde gizli. Önceliği, yaşamsal olanlara vererek başlayalım.

EZİLMİŞLERİN BOKS BAŞARISI

Boks dünyasındaki efsanelerin öykülerine baktığımızda, çoğunlukla sosyal statüleri veya etnik kökenleriyle ezilmiş toplumsal kesimlere mensup oldukları gerçeği çıkıyor karşımıza. Bu gerçek, Panama’nın milli serveti olarak görülüp Edgar Ramirez tarafından başarıyla canlandırılan Roberto Durán’in öyküsünde de değişmiyor.
1971’deki boks maçından mini bir kesiti, sporda doğuştan sahip olunan yeteneğin önemine yönelik felsefeyle süslemenin ardından, büyüdüğü halde maç kazanma ödülü olarak dondurma yeme alışkanlığını sürdüren Roberto Durán’in soyunma odasındaki tartışma atmosferinde farklı bir boksör karakteri izleyeceğimizin sinyalini veren ‘Demir Yumruk’, bokstan önce insan öyküleriyle gösteriyor yüzünü. Bunun için de öncelikle Durán’in ABD başta olmak üzere her şeyden nefret eden kişiliğini eğitip ona stratejinin önemini kabul ettirerek şampiyon yapma görevini bedava üstlenen Ray Arcel’in geçmişine iniyor.

1950’lerin başı… Renkliye geçen televizyonun ABD’de yükselen değer olma yolunda hızla ilerlediği dönemler. Öyle ki, kim bu büyük nimetten ilk faydalanan olursa köşeyi dönmesi garanti. Nitekim Robert De Niro tarafından canlandırılan Harlemli Yahudi kimliğiyle boksun Hall of Fame’ine girmeyi başaran ilk boks antrenörü Ray Arcel de bu gerçeği görenlerden. Ancak onun boks maçlarını televizyondan yayınlatıp her New Yorklunun evine sokma fikri, büyük kazançlar elde ettikleri bu dünyayı televizyona malzeme yapmak istemeyen mafyanın çıkarlarına ters düşüyor. Bunun önünü kesmek için de ünlü antrenöre saldırı düzenleniyor. Bu saldırıyı yaralanarak atlatan antrenörün hayatta kalma diyeti, bir daha bokstan para kazanmamak oluyor. Böylece ötekileştirilen kesiminden boy gösteren Ray Arcel’in 17 yıl önceki olayıyla neden Durán’i bedava çalıştırdığını anlıyoruz. Ötekileştirilmişler cephesinden boy gösteren ilk siyahî maç organizatörünün beyazların dünyasında varlık çabasının dile getirilişinin ve teninin renginden dolayı duyduğu kaygının da kayda değer olduğu gerçek hikâyede geriye Panamalı boksörümüzün neden bu denli nefret dolu olduğu detayı kalıyor ki, onun gerekçesi de hemen ardından geliyor.

Yıl, 1964… Babasının, Panamalı annesini terk eden bir Amerikalı olduğu gerçeğiyle büyüyüp kardeşleri ve annesiyle yokluk içinde ayakta kalmaya çabalayan… Bu süreçte de okula gidecek parası olmadığı için okuma yazma öğrenemeyen Roberto Durán’in hayat okulunda pişen azimli çocuk yüzü kucaklıyor bizi. Bu yüzde acıdan ziyade, başarma hırsı çarpıyor gözümüze. Hırsın dışavurumuysa, kaçak göçek yapılan ve üç beş kuruş kazanılan çocuk dövüşlerinde vücut buluyor. Tam umutsuzluğa düşülürken de fırsat ayağına geliveriyor.

Sonrasında öfkeyle inen yumruklar, kazanılan maçlar ve yenilen dondurmalarla geçen yıllar. Ezilmişlerin boks başarısında Panama’dan bir örnek olarak gücünü ortaya koyup altın kemeri iki kez beline takmayı başaran Roberto Durán’in asıl öyküsüyse, Ray Arcel ile çalışmaya başlamasından itibaren…

‘Ne kadar çok para kazanırsan paraya dönüşürsün’ mantığıyla para-insan ilişkisini değerlendirip bu sembolik şeyi arka plana atan Ray Arcel bir yandan Durán’i eğitirken bir yandan da vahşi görünümlü boks olayının aslında ne denli incelikli bir dövüş sanatı olduğunu anlatıyor seyirciye. Boksun bir zihin sporu olduğunu ifade edip işin teknik ve strateji yönlerini değerlendiren antrenör, bu alandaki başarı olayının yumruk gücünden ziyade kafada gelişen stratejiye dayandığını etkili cümlelerle açığa çıkartırken onun öğretisiyle başarı yolunda ilerleyen Durán’in aşk hayatına da tanıklık ediyoruz.
‘Farklı dünyalardan geliyoruz’ diyerek kendisini reddeden Felicidad’yı antrenörünün ‘Hepsi kafanda’ sözüyle ikna edip onunla aile kuran Durán’in arka arkaya doğan çocuklarıyla kurduğu düzende eski dostlarını unutmamasını, sonradan görmelerin huy değişimiyle kıyaslamak mümkün. Ayrıca, kazandıklarını Robin Hood misali ülkesindeki fakir halkla paylaşımının, ünlü boksörün yarattığı sempatik havayı daha da perçinlediği kesin.

Ancak her hikâyenin illa ki bir dönüm noktası olur. Roberto Durán’inki de karısının kışkırtmasıyla kafaya taktığı ABD’li şampiyon Sugar Ray’le yaptığı maç! Gerçek Durán Ailesi fertlerinin de rol aldığı filmde bundan sonraki gelişimi izleme keyfine bırakıp 100 milyon dolardan fazla ödül parası kazanan ilk boksör olan Sugar Ray Leonard’a ilk yenilgisini tattırarak altın kemeri sahiplenen Roberto Durán’in Amerika’ya yönelik hırsına geçersek…

PANAMA’NIN ABD BAŞKALDIRISI; ‘DEMİR YUMRUK’

Boksta, ezilmişlerin daha başarılı olduğunu söyledik ya… Bu gerçeğin diğer yüzü de ezilmişlerin, kendilerini ezenlere spor gibi faaliyetlerle başkaldırı sergileme alışkanlığı! Yani müsabakadaki rakibe ‘vatanseverlik-özgürlük’ bazında değer biçerek yaklaşmak ve alınacak galibiyetle onun mensup olduğu ülkenin yöneticilerine üstünlük taslamak. Strateji eksikliğiyle kendi kendini çelmelediği dönemi yeni bir altın kemerle telafi edip ulusunu yeniden onurlandıran Roberto Durán’in gerçek yaşam öyküsü de bu minvalde gelişenlerden.

Ünlü boksörü hedefine yönelten başlıca hırs, Amerika’nın Panama’daki varlığı. Öğrencilerin ‘Yankiler evine’ protestosuyla sergilenen ayaklanmanın, ABD bayrağını indirmek isteyen gencin vurulmasıyla alevlendiği ülkede Amerikan düşmanlığını benliğinin derinliğinde hisseden bir çocuk olarak yetişen Durán’i yaşıtlarından ayıran özellikse, kendine güveni ve korkusuzluğu. Bunlar onu, doğal bir cevhere ve başkaldırı sembolüne dönüştürmüş.

Kanalı, Panama hükümetinden para almadan yaptıkları için Kanal Bölgesi’ni egemenlik altına alma hakkını kendinde gören ABD’nin askerlerine kafa tutarcasına yaşayan… Kanal Bölgesi’ndeki Amerikan bahçelerinden mango çalıp ailesine, arkadaşlarına dağıtan Durán’in Kanal bahanesiyle 1903’ten beri Panama’ya yerleşip ülkenin kaymağını yiyen Amerikalılara karşı görünürdeki öfkesi, yabancılar refah içinde yaşarken yerli halkın sürünmesinden kaynaklı. Ancak ülkesinin sömürülmesinin hırsını rakibi Sugar Ray’a de yönelten boksörün daha derindeki gerekçesi, kendilerini terk edip giden Amerikalı babanın hayırsızlığı! Zaten öyküde gerek Durán’in babası, gerekse Ray Arcel üstünden ‘baba’ kavramı da işlenmekte.

Nihayetinde; ‘Gerçek savaşçılar kadına-çocuğa saldırmaz’ mesajını içeriğine iliştirmeyi unutmayan ve Amerika’nın Panama’daki varlığını, ‘Ben özgürüm, sen hapissin’ felsefesiyle yumuşatmaya çalışan ‘Demir Yumruk’ her haliyle kendine özel… Çamurun içinde parlayan altın misali Amerikan eliyle yaratılmış sefaletten yükselip, Amerikan sömürüsünden yüz yılı aşkın süredir nasiplenen Panama’nın ABD başkaldırısına dönüşen Roberto Durán’i ölümsüzleştirmek için çevrilen ‘Demir Yumruk’, 300 kişilik ekibi ve 15 bin figüranıyla, Panama’da çekilmiş en büyük film… Aynı zamanda 1999 şartına rağmen halen direnen Amerika’da gösterime girdiği salon çokluğuyla da bir ilk!
Yapımın ne derece milli mesele yapıldığını görmek içinse, Panama Millet Meclisi’nden ‘milli proje’ onayı almasına ve bütün ulusun, film çekimi için kurulan fona para vererek destekte bulunduğu bilgisine bakmak yeterli. Baskılara, sömürüye sanatla karşı koymak bu olsa gerek!

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com
www.twitter.com/guleranibal
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Anibal GÜLEROĞLU Diğer Yazıları

29 Ekim 2016 - Hakkâri’den Antalya’ya ‘Ekşi Elmalar’…
02 Mart 2016 - ‘Mısır Tanrıları’ bile insana muhtaç!
09 Şubat 2016 - Kızıl Tepe’de Günahkâr Aşk Canavarlığı!
19 Ocak 2016 - Diren! Gücünün yettiği yere kadar…
10 Ocak 2016 - Bankacılık Vurgununda ‘Büyük Açık’…
31 Aralık 2015 - Sağlıklı, Mutlu ve Huzur Dolu Bir Yıl Olsun
26 Aralık 2015 - Kırılma Noktası'nın Sınırlarında
26 Ekim 2015 - SOLACE’te güç ve merhametle can alma ikilemi!
17 Ekim 2015 - 12 Eylül’ün Görünmeyen Yüzü ‘Kanlı Postal’da
13 Ekim 2015 - Halkses Halkın Sesidir!

MEHMETÇİK
 

http://www.halkses.net
..
KARA TAHTA
SİZCE 12. CUMHURBAŞKANI TARAFSIZLIK İHLALİ İLE ANAYASAL SUÇ İŞLİYOR MU ?..

DOĞRU OLANI YAPIYOR!..
KESİNLİKLE SUÇ İŞLİYOR!...
BENİ İLGİLENDİRMİYOR!...
BİLMİYORUM!...

Sonuçlar
Radyo Canlı Yayın
Video Galeri Küçük
En Çok Yorumlanan
Medyada Köşe Yazarları
Hava Durumu
Takvim
Sayfalar
ÜYESİ OLDUĞUMUZ KURULUŞLAR


SİTEMİZ ÜYESİDİR


 
   
 











 






 
Üye Girişi
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Bugünkü Gazeteler
Filmler
 
Anasayfa | Gazeteler | Foto Galeri | Video Galeri | Sohbet Odası | Künye | İletişim
PHS